DUYGULARINDİLİ/ SEVDA'NIN DÜNYASINDAN şiir, resim, anılar, sözler, lezzetler, sağlık ,öykü, fıkra, ve gönül dostlarımdan gelenler,
26 Haziran 2010 Cumartesi
şiir
Al al olmuş yanakların,
Sevda çiçekleri açmış gülyüzün,
Iğıl,ığıl esen rüzgar gibi sesin.
Yorgun gecelerin karasında,
Gölgeler yüzünü ok kirpiklerin.
Yanağında''ki gamzelerin ve ok kirpiklerin.
Sanki ben buradayım der gibi.
Yerleşmiş yüreğime her ayrıntısı,
Hayalini çizebilirim.
Seni seviyorum. Unutma sakın.
Can özüm,gül yüzlüm,
Sabret biraz. buluşacağımız gün yakın.
N.SEVDA CN
18 Haziran 2010 Cuma
ŞİİR


HERKES MUTLULUĞU HAK EDER KENDİ DÜNYASINDA BİR DAMLA MUTLULUK İNSANIN RUHUNU OKŞAR,bİR YUDUM SEVGİ GÖNÜLLERDE COŞAR IRAMAK OLUR TAŞAR.MUTLULUK İÇİN MİNİCİK BİR GÜLÜŞ YETER,GÜNE GÜZEL BİR GÜNAYDIN İNSANI MUTLU EDER.KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİLİDİR MUTLULUK.HER YERDE HER ZAMAN ÇAĞIRSAN GELİR,İNSANIN BİRAZDA YÜREĞİNDEDİR.MUTLULUĞU YARATMASINI BİL.BİR NEBZE SESLEN YÜREKTEN, O SENİ BULUR.SEN SEV.O SEVMESEDE.MUTLULUK SENİN YANINDA OLUR.GÖNÜL BU KONAR BİR GÜLE ÖTTÜRÜR BÜLBÜLLERİ,GÖNÜL BU KONAR DİKENEİ YOLDURUR GÜLLERİ.MUTLULUKTUR DAĞI DELDİREN FERHATA,MUTLULUKTUR ÇÖÜ GÇTİREN MECNUNA.ASLIYA MUTLULUKTUR ŞİRİNİ GÖSTEREN,SAYMAKLA BİTMEYEN BİR SÖZDÜR SÖYLENEN DİLLERDE,MUTLULUKTUR ÖLÜMÜ DÜŞÜNDÜREN GÖNÜLLERDE,hERKESE MUTLULUKLAR DİLİYORUM SEVENE VE SEVMEYENEDE.N.SEVDA CN
*************
MUTLULUK
Mutlu Ol Yaşadığın İçin"Mutlu ol yaşadıkların için, Yaşayacakların, yaşatacakların için, Aldığın nefes, içtiğin su için, İçin için ağlayabildiğin, Yeri geldiğinde hıçkırabildiğin için, Mutlu ol, insan olduğun için ... Görebildiğin için alabildiğince uzakları, Ayna gibi, net görebildiğin için, Yüksek ses kalitesinde duyabildiğin için hayatı, Hissedebildiğin için mutluluğu, acıyı, Sevgiyi, aşkı yaşayabildiğin için... Allah bu hakları sana verdiği için, Mutlu ol, dünyada olduğun için ... Üzülebildiğin için bile mutlu ol, Ağladığın, gözyaşı döktüğün zamanda bile, Hayattan nefretini dile getirdiğin anda bile, İntihara kalkıştığında bile, neler düşünüyorum de, Gül kendine ve mutlu ol ...
ŞİİR

"
İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış,
Ve zaman zaman,
Ancak parmak uçlarıyla ,
Değebilen İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek ,
Gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim.
Seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmış göçüyorlar.
Keşke yalnız ,
Bunun için sevseydim seni...
Cemal SÜREYA-
cemal süreyya''dan
"İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış,
Ve zaman zaman.
Ancak parmak uçlarıyla değebilen,
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek,
Gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim,
Seni bulamıyorum.
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmış göçüyorlar,
Keşke yalnız bunun için,
Sevseydim seni...
Cemal SÜREYA-
güncel

BİR MASAL GİBİ...
BİR MASAL GİBİ Dondurucu soğukta bir an önce evime varabilmek için hızla yürürken, ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm.. Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye acele acele açtım.. İçinde üç dolar ve sararıp kat yerleri yıpranmış eski bir zarftan başka b...irşey yoktu... Sol üst köşede yalnızca gönderenin adresi, alıcı adresi yerinde bir posta kutusu numarası vardı. Bir ipucu bulabilmek belki biraz da merakımı giderebilmek için zarfı açtım ve içindeki mektubu okumaya başladım. Mektup, sol yanı çiçek resmiyle süslenmiş bir kağıda, özenli bir el yazısıyla yazılmıştı ve "Sevgili Michael" diye başlıyordu.. Ve "Annesi yasakladığı için onu bir daha göremeyeceğini" anlatarak devam ediyor.. "Ama sakın unutma, seni daima seveceğim" diye bitiyor.. İmza.. Hannah!.. Elimde yalnızca, mektubu yazan kişiyle, mektubun yazıldığı kişinin birinci adları vardı. Eve gider gitmez hemen telefon idaresini aradım.Görevli kisi, kendisine bildirdiğim adreste yaşayanların telefon numarasını vermesinin yasalara aykırı olduğunu söyledi. Fakat ısrarım karşısında: "Belki, size yardımcı olabilirim" dedi. "Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve onlar Kabul ederlerse, sizi görüştürebilirim lütfen bekleyin.." dedi. İki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi.. "Bağlıyorum efendim." Telefonda, karşıdaki hanıma "Hannah diye birini tanıyıp, tanımadığını" sordum. "Bu evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden aldık" dedi. "Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.." "Hannah annesini bir huzurevine yatıracaktı. Oradan takip ederseniz, belki adres bulursunuz.." deyip bana huzurevinin adını verdi.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş.. Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki ordan bilirlermiş.. "Bunların hepsi aptalca aslında" dedim kendi kendime.. İçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradım numarayı.. Bir kadın "Şimdi Hannah'nın kendisi bir huzurevinde" dedi ve numarayı verdi. Hemen orayı çevirdim.. Ses; "Evet, Hannah burda yaşıyor" dedi.. Saat ona geliyordu ama hemen yola çıktım, Hannah'yı görmek için.. Devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. Gümüş saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. Gözlerinin içi ışıl ışıl ama.. Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu gösterip.. Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve "Genç adam" dedi, "Bu mektup, Michael ile son kontağımdı.. Onu öyle seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakışıklıydı.. Hani şu meşhur aktör.. Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm diye annem kesinlikle izin vermedi.." Derin bir nefes daha.. "Michael Goldstein harika bir insandı. Eğer bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep.." Bir ufak sessizlik.. Bir derin nefes daha.. "Ve onu hep sevdim.." İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden.. "Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadım ki.." Hannah'ya teşekkür edip odadan çıktım. Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız "Hannah Hanım yardımcı olabildi mi size" dedi.." Hiç değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim" dedim.. Cüzdanı elimde sallayarak.. O sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı.. "Hey baksana.. Bu Bay Michael'ın cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde görsem tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum, koridorlarda.. "Michael sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım tekrar asansöre. Michael yatmamıştı. Okuma odasında kitap okuyordu. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi. Michael elini arka cebine attı, hızla.. Sonra sevinçle "Evet bu benim cüzdanım" dedi. "Öğleden sonraki yürüyüş sırasında kaybetmiş olmalıyım. Size teşekkür borçluyum." "Hiçbirşey borçlu değilsiniz" dedim. "Ama özür dilerim. İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum." "Mektubu mu okudun?" "Sadece okumakla kalmadım. Hannah'yı da buldum.." "Buldun mu? Nerde? İyi mi? Hala eskisi gibi güzel mi. Söyle, lütfen söyle.." "Çok iyi.. Hem de harika" dedim, yavaşça.. "Bana onun telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım." Elime sımsıkı sarıldı.. "O benim tek aşkımdı.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti." "Bay Goldstein" dedim.. "Gelin benimle.." Asansörle üçüncü kata indik.. Odanın kapısı açıktı. Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu.. Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu.. "Hannah" dedi.. "Bu bay'ı tanıyor musun?" Gözlüklerini ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden.. "Michael" dedi, Michael, kapıda, kısık sesle.. "Hannah.. Ben Michael.. Beni tanıdın mı?.." "Michael" diye yutkundu Hannah. "İnanmıyorum.. Bu sensin. Benim Michael'ım." Michael Hannah'ya doğru yürüdü yavaşça. Sarıldılar. Hemşire yanıma geldiğinde onun da gözleri yaşlıydı.. "Gördün mü, bak?" dedim "Yaşamda, yaşanması gereken herşey, er ya da geç, birgün kesinlikle yaşanacaktır." *** Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar. Pazar günü bir nikah vardı.. Gelebilir miydim? Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael beni nikah şahidi yaptılar üstelik. Hannah açık bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı.. Bir nikah tanığı olarak söylüyorum bu gözlemlerimi… Aşklarını onsekiz yaşın heyecanı ve duygusuyla yaşayan 76 yaşındaki gelin ile 79 yaşındaki damadın nikahında keşke siz de bulunsaydınız… Altmış yıl önce bittiği sanılan bir aşk öyküsünün, altmış yıl sonra, kaldığı yerden nasıl filizlendiğine siz de tanık olacaktınız. Çeviren: Nuray Bartoschek
BİR MASAL GİBİ Dondurucu soğukta bir an önce evime varabilmek için hızla yürürken, ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm.. Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye acele acele açtım.. İçinde üç dolar ve sararıp kat yerleri yıpranmış eski bir zarftan başka b...irşey yoktu... Sol üst köşede yalnızca gönderenin adresi, alıcı adresi yerinde bir posta kutusu numarası vardı. Bir ipucu bulabilmek belki biraz da merakımı giderebilmek için zarfı açtım ve içindeki mektubu okumaya başladım. Mektup, sol yanı çiçek resmiyle süslenmiş bir kağıda, özenli bir el yazısıyla yazılmıştı ve "Sevgili Michael" diye başlıyordu.. Ve "Annesi yasakladığı için onu bir daha göremeyeceğini" anlatarak devam ediyor.. "Ama sakın unutma, seni daima seveceğim" diye bitiyor.. İmza.. Hannah!.. Elimde yalnızca, mektubu yazan kişiyle, mektubun yazıldığı kişinin birinci adları vardı. Eve gider gitmez hemen telefon idaresini aradım.Görevli kisi, kendisine bildirdiğim adreste yaşayanların telefon numarasını vermesinin yasalara aykırı olduğunu söyledi. Fakat ısrarım karşısında: "Belki, size yardımcı olabilirim" dedi. "Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve onlar Kabul ederlerse, sizi görüştürebilirim lütfen bekleyin.." dedi. İki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi.. "Bağlıyorum efendim." Telefonda, karşıdaki hanıma "Hannah diye birini tanıyıp, tanımadığını" sordum. "Bu evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden aldık" dedi. "Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.." "Hannah annesini bir huzurevine yatıracaktı. Oradan takip ederseniz, belki adres bulursunuz.." deyip bana huzurevinin adını verdi.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş.. Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki ordan bilirlermiş.. "Bunların hepsi aptalca aslında" dedim kendi kendime.. İçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradım numarayı.. Bir kadın "Şimdi Hannah'nın kendisi bir huzurevinde" dedi ve numarayı verdi. Hemen orayı çevirdim.. Ses; "Evet, Hannah burda yaşıyor" dedi.. Saat ona geliyordu ama hemen yola çıktım, Hannah'yı görmek için.. Devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. Gümüş saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. Gözlerinin içi ışıl ışıl ama.. Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu gösterip.. Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve "Genç adam" dedi, "Bu mektup, Michael ile son kontağımdı.. Onu öyle seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakışıklıydı.. Hani şu meşhur aktör.. Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm diye annem kesinlikle izin vermedi.." Derin bir nefes daha.. "Michael Goldstein harika bir insandı. Eğer bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep.." Bir ufak sessizlik.. Bir derin nefes daha.. "Ve onu hep sevdim.." İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden.. "Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadım ki.." Hannah'ya teşekkür edip odadan çıktım. Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız "Hannah Hanım yardımcı olabildi mi size" dedi.." Hiç değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim" dedim.. Cüzdanı elimde sallayarak.. O sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı.. "Hey baksana.. Bu Bay Michael'ın cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde görsem tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum, koridorlarda.. "Michael sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım tekrar asansöre. Michael yatmamıştı. Okuma odasında kitap okuyordu. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi. Michael elini arka cebine attı, hızla.. Sonra sevinçle "Evet bu benim cüzdanım" dedi. "Öğleden sonraki yürüyüş sırasında kaybetmiş olmalıyım. Size teşekkür borçluyum." "Hiçbirşey borçlu değilsiniz" dedim. "Ama özür dilerim. İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum." "Mektubu mu okudun?" "Sadece okumakla kalmadım. Hannah'yı da buldum.." "Buldun mu? Nerde? İyi mi? Hala eskisi gibi güzel mi. Söyle, lütfen söyle.." "Çok iyi.. Hem de harika" dedim, yavaşça.. "Bana onun telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım." Elime sımsıkı sarıldı.. "O benim tek aşkımdı.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti." "Bay Goldstein" dedim.. "Gelin benimle.." Asansörle üçüncü kata indik.. Odanın kapısı açıktı. Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu.. Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu.. "Hannah" dedi.. "Bu bay'ı tanıyor musun?" Gözlüklerini ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden.. "Michael" dedi, Michael, kapıda, kısık sesle.. "Hannah.. Ben Michael.. Beni tanıdın mı?.." "Michael" diye yutkundu Hannah. "İnanmıyorum.. Bu sensin. Benim Michael'ım." Michael Hannah'ya doğru yürüdü yavaşça. Sarıldılar. Hemşire yanıma geldiğinde onun da gözleri yaşlıydı.. "Gördün mü, bak?" dedim "Yaşamda, yaşanması gereken herşey, er ya da geç, birgün kesinlikle yaşanacaktır." *** Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar. Pazar günü bir nikah vardı.. Gelebilir miydim? Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael beni nikah şahidi yaptılar üstelik. Hannah açık bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı.. Bir nikah tanığı olarak söylüyorum bu gözlemlerimi… Aşklarını onsekiz yaşın heyecanı ve duygusuyla yaşayan 76 yaşındaki gelin ile 79 yaşındaki damadın nikahında keşke siz de bulunsaydınız… Altmış yıl önce bittiği sanılan bir aşk öyküsünün, altmış yıl sonra, kaldığı yerden nasıl filizlendiğine siz de tanık olacaktınız. Çeviren: Nuray Bartoschek
şiir


DELERDE GEÇER !!!
''Sensiz bir sabah...Uyanır uyanmaz yanımdaki boşluk çarptı beni...Yastığın kollarıma yetmiyor sevdiğim...Şu güneş ışıkları girmesin penceremden.Bu ev,bu duvarlar,bu tavan neden böylesine daralıyor,üstüme doğru gelircesine?Şimdi yoldasın..Acaba,gözlerin benim gibi ıslak mı?Ben ağlasamda sen ağlamamalısın..Yanaklarına dokunamam,seni saramam ki!!!İçime ur gibi toplanan acını dağıtmak şöyle dursun,onu git gide körükleyen şeyler varbenim için.Bu,hasretin senin...Her şey bir anı ülkesine el sallayarak gittiğingünden beri...Bana''Hoşçakal derken''bensizliğe alışma''diye eklemiştin..Sensizyaşadığımı hatırlamıyorum ki,sensizliği bileyim!Yolda giderken beni düşünüyor olmalısın.Bense bütün materyellerimizin içinde bulunduğu bu evdetek başınayım...İçtiğim suyun acılaşacağını,geceleri gökyüzünde yıldız kapmaca oynumuzuhatırlatan karanlıklarda yalnızca korkacağımı biliyorsun,biliyorum...Ama şimdi perdeler örtük kalsın,sabahsa sabah...Artık bu pencereleri açmayacağım,zaman nasıl ilerlediğini farkettirmesin bana.Varsın bu evde herşeyle birlikte bende kokuşayım havasızlıktan..Varsın kapımı çalanlar ölmiş sansın beni.küsüm herkese,küsüm dünyaya..herşeye küsüm..Birazdan karnım acıkmayacak...Sabah kahvaltılarımızı da tek başına yapmaktansa;gözyaşlarımı yutkunurken tutmaktansa..HAYIR!Güneşimi yitirdim;seni..seni yitirdim..Sensizlik gölge gölge koyulaşıyorgidişinin ilk anlarında daha...İşte şurada adımlarının izi,halılarda..Ve bu aynayabakmıştın gitmeden önce son bir defa..Ne olurdu o aynada kalsaydın,hiç olmazsa görüntünle..Bakar,dokunur,kendimle konuşur gibi konuşurdum sensizliğimde.Oysa resimlerine bile bakacak gücüm yok,biliyorsun,biliyorum.Şu köşededeki ocakta buharı tüten çaydanlık boynu bükük duruyor bu sabah.Ona el sürmeyeceğimi biliyor gibi..Ama...ama ben böyle yaşamak istemiyorum ki..Keşke ölüm olsaydın,gelişinle götürseydin beni...Şarkısız ve sensiz,hiç olmuyor...Bugün,bir şarkı göndersem oysa;gelecek zamanlar adına bir kafa tutsamkadere....Evet evet öyle olmalı.....Bir şarkı ki;bizi taşısın,simgelesin,sonsuza ulaştırsın.....Bu ilk ayrılığımızın izlerini taşısada,gelir geçer diyenler''DELER DE GEÇER'' dedirtsede.... Ş E H R A Z A T
Harikaaaa, hazırlayanların emeklerine sağlık..
Harikaaaa, hazırlayanların emeklerine sağlık..
Aşağıdaki linke tıklamanız yeterli, hayran kalacaksınız.
http://www.tomsuk.name.tr/flash_animasyon.htm
Aşağıdaki linke tıklamanız yeterli, hayran kalacaksınız.
http://www.tomsuk.name.tr/flash_animasyon.htm
KANSER DÜŞMANI BULGUR


Bulgur, Anadolu insanının vazgeçilmez besin maddelerinden biridir. Özellikle kış aylarında bulgur tüketimi daha da artmaktadır. Tıp dünyasında son zamanlarda yapılan araştırmalar da, bu değerli besin maddesinin son derece önemli bir özelliğini daha ortaya çıkardı. Bu önemli özellik ne mi? Hemen söyleyelim: Bulgur, özellikle bağırsaklarda kanser riskini büyük oranda azaltıyor. Bazı kişiler tarafından “köylü yiyeceği” diye nitelendirildiği için sofralardan uzak tutulan bulgur, besin değeri yanında vitaminler açısından da son derece zengin bir gıda maddesi..
Besin değeriGaziantep Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Bölümü’nde uzun süredir yürütülen çalışmalarda elde edilen sonuçlara göre; bol miktarda fiber ihtiva eden bulgur, düzenli olarak tüketildiğinde bağırsak kanseri riskini engelliyor. Bulgurun besin değerine gelince; 100 gram bulgur, vücuda yaklaşık 350 kalori verir. Ayrıca 69.8 gram karbonhidrat, 12.5 gram protein, 1.5 gram lipid, 40 miligram kalsiyum, 3.5 miligram demir, 0.40 miligram B1 vitamini, 0.04 miligram B2 vitamini ve 4.3 miligram niacin içermektedir.
Stratejik gıda4000 yıldan beri besin maddesi olarak kullanılan bulgurun, Dünya Gıda Örgütü’nün açlık sınırındaki ülkelere gönderdiği gıdalar içerisinde yer alması, önemini bir kat daha artırmaktadır. Bizim kıymetini ve önemini pek bilmediğimiz bulgur, dengeli beslenmeden taviz verilmeyen Beyaz Saray mutfağında dahi eksik olmayan emsalsiz bir gıda maddesidir. Bazı ülkelerdeki ordularda radyasyona karşı dayanıklı olduğu için stratejik gıda olarak kabul edilen ve nükleer savaş dönemleri düşünülerek stoklarda tutulan bulgur, kolay hazırlanabilmesi ile de önemli avantaj oluşturuyor.
Anne adayları için faydalı bir yiyecekBebeğin anne karnında sağlıklı büyümesine büyük katkı sağladığı belirlenen bulgurun hamileler tarafından bol bol tüketilmesi tavsiye ediliyor. Bulgurun folik asit açısından ne kadar zengin olduğunun toplumda yeterince bilinmediğini belirten Gaziantep Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Bayram, anne adaylarının sağlıklı bebek dünyaya getirmeleri için yeterince almak zorunda olduğu bir vitamin türü olan folik asidin, beyin ve omurilik hastalıklarının oluşumunu önleyen (B) grubundan bir vitamin türü olduğunu söyledi.
10 Soruda bağırsak kanseri tıkla
Doç. Dr. Mustafa Bayram bu konuda şunları dile getirdi:“Anne adayları, bebeklerini, folik asit yetersizliğinin neden olduğu rahatsızlıklardan korumak için bulgura sofralarında daha çok yer vermeli. Folik asit yetersizliği yaşayan kadınların, anemi, anemiden kaynaklanan yorgunluk, nefes darlığı ve ishal ile kilo kaybı, çarpıntı ve huzursuzluk gibi olumsuzlukları daha sık ve daha yoğun yaşadıkları biliniyor. Anne, bulgur yemekleri yiyerek bebeğini de kendini de bu olumsuzluklardan koruyabilir.”
Kıymetini bilmiyoruzYeşil çay ve ısırgan otu gibi, bizim pek tüketmeye alışkın olmadığımız besinlerin kanser düşmanı olduğu biliniyor. Ama tüketimi ülkemizde çok yaygın olan bulgur var ki o da tam anlamıyla bir kanser düşmanı.Ayrıca bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor, kabızlığı önlüyor, sinir bozukluklarını gideriyor, zihni dinlendiriyor ve enerji veriyor.
10 Soruda bağırsak kanseri tıkla
Besin değeriGaziantep Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Bölümü’nde uzun süredir yürütülen çalışmalarda elde edilen sonuçlara göre; bol miktarda fiber ihtiva eden bulgur, düzenli olarak tüketildiğinde bağırsak kanseri riskini engelliyor. Bulgurun besin değerine gelince; 100 gram bulgur, vücuda yaklaşık 350 kalori verir. Ayrıca 69.8 gram karbonhidrat, 12.5 gram protein, 1.5 gram lipid, 40 miligram kalsiyum, 3.5 miligram demir, 0.40 miligram B1 vitamini, 0.04 miligram B2 vitamini ve 4.3 miligram niacin içermektedir.
Stratejik gıda4000 yıldan beri besin maddesi olarak kullanılan bulgurun, Dünya Gıda Örgütü’nün açlık sınırındaki ülkelere gönderdiği gıdalar içerisinde yer alması, önemini bir kat daha artırmaktadır. Bizim kıymetini ve önemini pek bilmediğimiz bulgur, dengeli beslenmeden taviz verilmeyen Beyaz Saray mutfağında dahi eksik olmayan emsalsiz bir gıda maddesidir. Bazı ülkelerdeki ordularda radyasyona karşı dayanıklı olduğu için stratejik gıda olarak kabul edilen ve nükleer savaş dönemleri düşünülerek stoklarda tutulan bulgur, kolay hazırlanabilmesi ile de önemli avantaj oluşturuyor.
Anne adayları için faydalı bir yiyecekBebeğin anne karnında sağlıklı büyümesine büyük katkı sağladığı belirlenen bulgurun hamileler tarafından bol bol tüketilmesi tavsiye ediliyor. Bulgurun folik asit açısından ne kadar zengin olduğunun toplumda yeterince bilinmediğini belirten Gaziantep Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Bayram, anne adaylarının sağlıklı bebek dünyaya getirmeleri için yeterince almak zorunda olduğu bir vitamin türü olan folik asidin, beyin ve omurilik hastalıklarının oluşumunu önleyen (B) grubundan bir vitamin türü olduğunu söyledi.
10 Soruda bağırsak kanseri tıkla
Doç. Dr. Mustafa Bayram bu konuda şunları dile getirdi:“Anne adayları, bebeklerini, folik asit yetersizliğinin neden olduğu rahatsızlıklardan korumak için bulgura sofralarında daha çok yer vermeli. Folik asit yetersizliği yaşayan kadınların, anemi, anemiden kaynaklanan yorgunluk, nefes darlığı ve ishal ile kilo kaybı, çarpıntı ve huzursuzluk gibi olumsuzlukları daha sık ve daha yoğun yaşadıkları biliniyor. Anne, bulgur yemekleri yiyerek bebeğini de kendini de bu olumsuzluklardan koruyabilir.”
Kıymetini bilmiyoruzYeşil çay ve ısırgan otu gibi, bizim pek tüketmeye alışkın olmadığımız besinlerin kanser düşmanı olduğu biliniyor. Ama tüketimi ülkemizde çok yaygın olan bulgur var ki o da tam anlamıyla bir kanser düşmanı.Ayrıca bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor, kabızlığı önlüyor, sinir bozukluklarını gideriyor, zihni dinlendiriyor ve enerji veriyor.
10 Soruda bağırsak kanseri tıkla
şiir(HAYIRLI CUMALAR DOSTLARIM



Ölüm değil beni korkutan boş bir hayat ardından, varacağım yer olması sıkıyor canımı. Nedir ki kırklı ellili yıllar, billahi çok değil. Hele hele çizilen bu yolda bize hiç gelir. Ne beklersin ki hayattan çorbacı? Ne bekler hayat senden? İkiniz de tüketirsiniz hoyratça zamanı. İşte geride kalanlar sıkar biraz canımı. Yedi yaşında başlarsın okula, sayma ondan öncesini. Sonra yıllar yılı gider gelirsin kara tahtalı değirmene. Berrak zamanı öğütmek için. Yirmi iki civarı alırken diplomanı, tüketivermişsindir üçte birini zamanının. Diploma yetmez diyor çorbacı. İyi bir iş bul hele bakalım. Askerliğini de yap, sonra da evlen bakalım. İşte bir on yıl daha uçuveriyor ansızın. Yaş oluyor otuz beş. Gerçekten yarısı mıdır yolun? Belki de yarısından da yakın. Geriye bakma sakın, ey küheylan kopuverir zincirleri hayatın, bir iplik gibi ansızın. Hele bir borçlarımızı da ödeyelim, sonra daha iyi yaşarız, şimdilik biraz sabır diyor karım… Eee doğru da söylüyor hani. Hele başımızı sokacak bir yuva olsun da gerisi kolay diyor. Eeee bu da doğru hani… İşte böyle yitip gidiyor zaman… Hep on seneler yirmi seneler eriyen buz misali. Karım, çocuklarım, kooperatif başkanım, yardımcım, Tek tük arkadaşlarım ve tv’deki haber spikeri… Bu kadar çevremizdekiler, bunlara bakıyor yıllardır gözlerim. İşte bu yüzdendir ki, miyopsun diyor doktorum. Tak iki numara gözlük, ellinci yaş günümü kimse fark etmiyor bile. Çünkü ufaklığın diploma töreni var. Ne biçim alışveriş bu anlayamadım gitti. Yapmak istediğim bir çok şey özlem kapısında gitti. Hırs ile saldırıyorum mutfağa, ne varsa atıştırmak için… Sıcacık bir el tutuyor elimi. Perhiz yapmalısın artık diyor karım. Eee doğru da söylüyor hani. Kalan on yılımın birkaç yılı hastalıklarla geçiyor. Gerisi de torunların peşinde. Eee hani yaşayacaktık? Hani yaşayacaktık diye bağırıyorum!!! Sakin ol! Sakin ol! diyor karım, tansiyonun düşecek. Eee doğru da söylüyor hani… Nedir hayatın kısır döngüsü, anlayamadım gitti. Elimdeki tek sermayemdi, bir gün gibi bitti. İyi yaşadık, hoş yaşadık diyor karım… Patronların da pek severdi seni. Çok da çalışırdın hani, Bak her şeyimiz var. Büyüdü sayılır çocuklar da… Daralacak da ne derdin var?!. Hadi neşelen artık. Eee doğru da söylüyor hani. Bir karı, birkaç çocuk, bir ev, bir araba… İşte hayatın bilançosu bu! Hayır, hayır korkuyorum ölümden… Boşa geçen bir hayatın ardından nasıl gidilir oraya? Özgürce çizmeliydim, hayatımı zor da olsa. Özgürce ulaşmalıydım sona. Yalnızlıkla bile yaşansa, kanaviçe gibi dokumalıydım hayatı… Güzellikleri, sırları...Ter basıyor fırlıyorum yataktan…Dönüp durma diyor sevdiğim yarı uykulu “Sıkıca örtün de uyu”Tüketmek için bunca acele ettiğimiz takvim yapraklarınaOnca hızla çevirdiğimiz akreplere yelkovanlaraŞöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz?Ne kadarı benim hayatım diye soruyormusunuz?Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime ya da ben başkalarının…Aynadakinin ne kadarı benim ne kadarı oynadıklarım…Sevgiyi koydum, kum saatinin doludizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine.Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen…Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriyeÖtesi yalan...
17 Haziran 2010 Perşembe


KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN
BEYAZ BİR GÜL GÖNDERİYORUM.. YAPRAĞINDA İMAN... DALINDA SEVGİ.... KOKUSUNDA MUHAMMET var.. HANENİZ ve KALBİNİZ NURLA DOLSUN.. KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN..İ/S
eleştirmenin sorusuna cevap

O kapı size içeriden açılmamıssa GİREMEZSİNİZ...!!!!
........Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeniressama sordu:Güzel bir tablo doğ...rusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım'dedi.'Adamın vurduğu kapı hiç açılmıycak mı?ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da...'Ressam gülümsedi.'Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki...dedi e tablosunun anlamını açıkladı.'Bu kapı,insanın kalbini simgeliyor.Ancak içeriden açılabildiği için dışarıda kol olması gerekmiyor... O kapı size içeriden açılmamıssa GİREMEZSİNİZ...!!!!
MUTLULUK REÇETESİ

Yaşamı boyunca mutlu olmak isteyenler için MUTLULUK REÇETESİ… Aklını kullan… İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma… Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun… İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün… Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma… Güvenmediğin biriyle asla flört etme… Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme… İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil… Kimseye yalvarma… Asla dönüp de arkana bakma… Sır tutmasını bil… Dostlarının sevgilinden daha önemli olduğunu unutma. Onları asla sevgilin için satma… Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı? Kendini üzme, sorun sen değilsin… Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut… Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama… Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et… Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma… Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme… Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme… Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle… Kendini öven insanlardan kaç… Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma… Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma… Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini göz ardı etme… Göz göre, göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üstüne sıçrar… Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma… Sen istemediğin sürece tanrı dışında kimsenin seni üzemeyeceğini aklından çıkarma… Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama… Sana bahsedilen zekayı kullanmayarak, tanrıya hakaret etme… Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma… Kendini sev… Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma… Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma… Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma… İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil… Aşkta bile mantığına küsme. Kalbin doğru yolu bulacak içgüdüye sahip değil… Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme… Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme… İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma… Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme…
TEBESSÜM İYİDİR


Yanlış telefonİşe giderken cep telefonumu evde unutmuşum, ama televizyon kumanda...sını almayı ihmal etmemişim.ToplamdaGeçen gece nöbetteyken acile 3 yaşında, para yutmuş bir hasta geliyor. Babasına ne kadar yuttuğunu soruyoruz; "1 YTL" diyor. Yapılan tetkikler sonucunda bir adet 50 Kuruş ve iki adet 25 Kuruş tespit ediyoruz. Baba bir şekilde haklı olduğu için sadece aramızda gülüşerek konuyu kapatıyoruz.HelallikTatile giden, hayat dolu yaşlı teyzemiz güya helalleşiyor. "Hadi çocuğum, hakkınızı helal edin, hayat bu; siz ölürsünüz ben göremem, veya siz kör olursunuz beni göremezsiniz..."Köpük köpük8 yaşımdaki yeğenim "Dayı nasıl oluyor da renkli sabundan beyaz köpük çıkıyor?" diye sordu. "Dur bir düşüneyim." dedim, hala düşünüyorum...Potansiyel müşteriKırmızı ışıkta durduğum anda yanımdan iki motosikletli ışık hızında ve tek tekerlek üzerinde geçti. Ben ağzım açık olayı izlerken yanıma yanaşan 112 ambulansından doktor camı açtı ve bana: ''Gördün mü bizim müşterileri... Hey maşallah!'' dedi. Arabam çalındı2 gece önce arabasını otoparkta unutup eve dolmuşla dönen ve sabah "Arabam çalındı!" diye ortalığı kasıp kavuran salak benim.Cadaloz kaynanaİş arkadaşımın düğünündeyiz. Nikah kıyılıyor, imzalar atılıyor, gelin ve damadı tebrik etmek için ayağa kalkıldığında elektrikler kesiliyor. Biz hep beraber "Aaaa!" diye tepki gösterirken, arkadaşımın annesi oldukça yüksek sesle düşüncesini dile getiriyor. "Oğlumun daha ilk dakikadan hayatı karardı." Direksiyon eğitimiSene 1993. Sevgilime (şu an karım olur kendileri) araba kullanmayı öğretiyorum. İzmir'in o zamanki halini bilenler bilir. Üçkuyular-Narlıdere yolu şimdiki gibi değil. Sakin... Stres olmasın, panik yapmasın diye çok karışmamaya çalışıyorum. Ayrıca çok sakin bir ses tonuyla konuşuyorum. Direğe 3 santim farkla geçiyor benim güzel sevgilim. "Direğe çok yakın geçtin hayatım." diyorum. Cevap "Hangi direğe?"
ŞİİR


YOLCULUK
Uzaklardan başladı bu yolculuk,Başlangıcı ve sonu, nereden nereyeTatil için gelmişti bir grup,Vatikan’dan Türkiye ye
Kimler mi vardı bu kafile deTerry ve onun arkadaşlarıNeler neler yaşadılar Türkiye deDeğişti birçok şeye bakışları
Dolaştılar şehirden şehreSonra kafile uğradı Konya yaNice mesafeleri bıraktılar gerideVe yolun sonu vardı Mevlana ya
Terry otuz beş yaşındaKendi halinde bir bayandıŞüpheye yer yoktu inançlarındaKoyu bir Hıristiyan’dı
Burada Terry bir gençle tanıştıOn altı yaşında Âli’ydi adıKonuşmadan gönül diliyle anlaştılarBir müddet sonra söze Âli başladı
İlgisini çekti bu genç kafileninBirlikte Mevlana müzesini gezdilerTesiri olmaz mı hiç samimiyetinBurada başka bir hava sezdiler
Âli yaşar gibi anlattı o demleriSanki aralarındaydı hala Mevlana HazretleriSanki” gel, gel ne olursan ol yine gel” diyorduBu çağrıyı kaç farklı insan dinliyordu
Terry Mevlana Hazretlerinin duymuştu isminiGöz önüne getirdi yaşadığı anlarıÂli bir kitap uzattı Terry eTerry birazda şaşkın bakındı çevresine
Hem nasıl anlatılmalıydı bir denizDamla olmadan mümkün mü anlamak deryayıSonra karşısına çıktı Mevlana aşığı bir gençAnlatabildiğince anlattı Hazreti Mevlana’yı
Gönül diliyle yazılmış bir kitaptı buDertli gönüllere en güzel hitaptı buTarifsiz bir şeyler hissetti kitabı okudukçaGönülden gönül’e akan bir sevgiydi bu
Terry hiç yaşamamıştı böyle bir sevgiyiBeklemiyordu bu kadar ilgiyiÂli’nin Hazreti Mevlana’dan söylediği sözler aklına geldiDostluk ve kardeşlik akarsu gibi oluyormuş dedi
Kimler mi vardı bu kafile deTerry ve onun arkadaşlarıNeler neler yaşadılar Türkiye deDeğişti birçok şeye bakışları
Dolaştılar şehirden şehreSonra kafile uğradı Konya yaNice mesafeleri bıraktılar gerideVe yolun sonu vardı Mevlana ya
Terry otuz beş yaşındaKendi halinde bir bayandıŞüpheye yer yoktu inançlarındaKoyu bir Hıristiyan’dı
Burada Terry bir gençle tanıştıOn altı yaşında Âli’ydi adıKonuşmadan gönül diliyle anlaştılarBir müddet sonra söze Âli başladı
İlgisini çekti bu genç kafileninBirlikte Mevlana müzesini gezdilerTesiri olmaz mı hiç samimiyetinBurada başka bir hava sezdiler
Âli yaşar gibi anlattı o demleriSanki aralarındaydı hala Mevlana HazretleriSanki” gel, gel ne olursan ol yine gel” diyorduBu çağrıyı kaç farklı insan dinliyordu
Terry Mevlana Hazretlerinin duymuştu isminiGöz önüne getirdi yaşadığı anlarıÂli bir kitap uzattı Terry eTerry birazda şaşkın bakındı çevresine
Hem nasıl anlatılmalıydı bir denizDamla olmadan mümkün mü anlamak deryayıSonra karşısına çıktı Mevlana aşığı bir gençAnlatabildiğince anlattı Hazreti Mevlana’yı
Gönül diliyle yazılmış bir kitaptı buDertli gönüllere en güzel hitaptı buTarifsiz bir şeyler hissetti kitabı okudukçaGönülden gönül’e akan bir sevgiydi bu
Terry hiç yaşamamıştı böyle bir sevgiyiBeklemiyordu bu kadar ilgiyiÂli’nin Hazreti Mevlana’dan söylediği sözler aklına geldiDostluk ve kardeşlik akarsu gibi oluyormuş dedi
şiir


Sebepsiz Sevmektir Aşk,
Sebepsiz sevmektir aşk,
Sebepsiz sevmektir aşk,
Nedeni olmadan bağlanmak birine.
Gözlerine baktığında erimektir içten içe,
Ellerini tuttuğunda titremektir,
Tüm benliğinle.
Hatta sarılamamaktır utançtan,
Çünkü utanmaktır.
Sevmek aslında,
Sevmek nedir aslen?
Ölmek mi uğruna?
Yaşamak mı onunla?
Sevmek mi ömür boyunca?
yoksa ayrılmak mı gerekince?
Nedir insanı başkasına bağlayan?
Güzelliğimi?
Bilmez kimse bu soruların cevabını..
Kimi sever güzelini,
Kimi sever özelini...
16 Haziran 2010 Çarşamba
ŞİİR


SUSKUNUM SANA.
:Hangi şiire başlasam suskunum sana Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun Güneşte kavrulan bir kum ta...nesi Çatlayan dudaklarım oluyor her gece Yağmura suskun yaşamaya suskun Haykırabilsem Belki bir nehir köpürebilir sesimde Silinebilir kuraklığın bütün izleri Upuzun çöller vadileşebilir içimde Hangi güzelliği özlesem suskunum sana Yürek boşluğunda bir of kadar suskun Özlüyorum seni masmavi Koşuyorum sana bembeyaz Ve kahroluyorum bir anda kapkara Ah oluyorum Of oluyorum Ve susuyorum Oysa haykırabilsem Işık yumağı bir pınar olur soluğum Hangi türküye uzansam suskunum sana Ağıt ağıt, özlem özlem suskun Tut ki vurulmuşum Aşktan ve kandan bir damla olmuşum Bir saçlarının rüzgarına Bir de ağzının kıyılarına konmuşum Hangi dalga silebilir beni senden Hangi kasırga koparabilir Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum Coşkuların her şahlanışında Sana deprem deprem susmuşum Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası Sözlerinde baskı yasası yeter Hangi kavgayı özlesem suskunum sana Zafer sabahlarında gece kadar Bayram sabahlarında yas kadar suskun Böyle güzelliklere de Böyle suskunluklara da lanet olsun Al bu suskunluğumu al artık Al ki Bütün gürültüler kahrolsun . ..*Adnan YÜCEL*
BABAMI SEVDİM



BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM
Ben hayatta en çok babamı sevdimKaraçalılar gibi yardan bitme bir çocukÇarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecekNasıl koşarsa ardından bir devinO çapkın babamı ben öyle sevdimBilmezdi ki oturduğumuz semtiGeldi mi de gidici - hep , hep acele işiÇağın en güzel gözlü maarif müfettişiAtlastan bakardım nereye gittiÖyle öyle ezber ettim gurbetiSevinçten uçardım hasta oldum mu,Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'aBi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,En son teftişine çıkana değinKoştururken ardından o uçmaktaki devin,Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar içinAçıldı nefesim, fikrim, canevimHayatta ben en çok babamı sevdim.
SAĞLIK


Bulantıya Karşı Şifalı Bitki Reçeteleri:Ebegümeci: 1 bardak kaynar suya, 5-6 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, Günde 2-3 bardak içilir.Adaçayı:a ) 1bardak kaynar suya, 2-10 gr ufalanmış bitki konur, 10 dk beldetilir, günde 2-3 bardak içilir.b ) Adaçayı toz haline getirilir, günde 3 defa 0.5-3 gr içilir.Nane: a) 1 bardak kaynar suya, 8-10 gr kuru nane konur, 10 dk beldetilir, günde 2 bardak sabah ve akşam içilir (bilhassa asabi mide bulantılarında).b ) Nane suyundan günde 20-80 gr alınır.c ) Nane esansından günde 2-10 damla şekerle alınır.d ) Nane yaprakları toz haline getirilir, günde 3 defa 1-4 gr içilir.Yarpuz (Fılıskın): a) 1 bardak kaynar suya, 8-10 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir.b ) Yarpuz yağından günde 2-10 damla şekerle alınır.Kekik:a) 1 bardak kaynar suya, 2-3 gr kekik konur, 10 dk bekletilir, günde 3 bardak içijir.b ) Kekik toz halinde günde 3 defa 1-4 gr içilir. Kekik suyuna Limon sıkılıp içilir.Acı Pelin - Büyük Pelin: a ) 1 bardak kaynar suya, l -6 gr bnli konur, 10 dk bekletilir, Balla tatlandırılır, günde 2-3 bardak içilir.b ) Pelin otu toz haline getiril günde 1-2 gr içilir. Pelin yağı kullanılır.Zencefil:a ) 1 bardak kaynar suya, l çay kaşığı toz zencefil konur, 10 dk beldetilir, günde bardak içilir.b ) Toz zencefilden günde 3 defa yarım, l çay kaşığı içilir.c )Zencefil kökleri kaynatılır, günde 3-4 bardak içilir.Lavanta Yağı: Lavanta yağından günde 3 defa 3.5 damla bir j kesme şekerle alınır.Oğulotu: 45 gr oğulotu, 30 gr kedi otu kökü karıştırılır, l bardak kaynar suya, 5-10 gr konur. 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak yemeklerden önce içilir.Ihlamur:Ihlamur haşlanır günde birkaç çay bardağı içilir.Anason Tohumu: a ) 1 bardak kaynar suya, 2-4 gr Anason tohumu konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir.b ) Anason toz haline getirilir, günde 1-2 defa 0.5-1 gr içilir. Mide Bulantısı Nasıl Oluşuyorkarının etrafında bulunan kasların kuvvetli kasılmasından dolayı mide bosalır yani kusmak denilen olay meydana gelır sürekli kusacakmıs gibi hissetmekte mide bulantısıdır genellikle nedeni vıral gastroenterit dedigimiz sindirim sisteminin iltihaplanmasıdır ve bir kac kusma nöbetınden sonra kendı kendıne geçer bu dönemde genelde ishalde oldugu için su kaybını önlemek gerekirgıda zehirlenmelerıde en önemli ikinci nedenidir yediginiz bir besine önceden bakteri bulaşmıs ve bozuk bir hale gelmiştir böyle zamanlarda da bir kac kusma nöbeti gecirebilirsiniz kendinizi katı yıyecek yemege hazır hissettiginizde nişastalı yiyecekler yiyin yaglı ve süt ürünlerinden kacınınpsikolojik nedenlere baglı mide bulantıları ve gastroentrolojik rahatsızlıklara baglı mide bulantıları için gerekli ilaçlar uzman psikiyatrist ve gastroentroloji uzmanları tarafından verilirarac tutmasına baglı mide bulantıları için de recetesiz satılan mide bulantısı ilaçlarını kullanabilirsınız sürücü iseniz kesinlikle bu ilaçları kullanmayınbir de hamile bayanların mide bulantıları hamileligin dogal seyri içinde bir olaydır. SEVGİLER
GÜZEL BİR YAZI



Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine… Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış... Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuztesti adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve... Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış ki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış... Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Fakat zavallı çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş. İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş: 'Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor..' Adam gülümseyerek dönmüş testiye; 'Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum... Senin tarafına çiçek tohumları ektim... Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın… 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim' diye cevap vermiş. Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz. Her birimizin kendine has kusurları vardır. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren… Etrafımızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin… Onlarda da ki KUSURLARI değil, içlerindeki GÜZELLİKLERİ görün... YANİ ÇATLAK OLMAK ÇOK KÖTÜ BİRŞEY DEĞİLDİR:


Sorarlarsa Beni Sana Sevilmeden Seviyodu Dee...Ne Kadarda Saftı Dee..O Kadar Seviyodu Ki Kullanıldı Kaldıramadım Dee İçinde Bir Ateş Yaktım Halen Yanıyor Dee...Gitmeyince, Aramayınca Eridi, Bitti Dee...Bide Dünyası Vardı Onuda Ben Kararttım Dee..Kendi Eliyle Bir Çukur Kazdı Bende Gömdüm Dee
***********
SARIL BANA
Her şey yerli yerinde--Evlerin odaları kapıların sürgüleri… Gizliyiz kendimize Saklıyız kendimize Amahep kendimize! İmkansızlığı tam on ikiden vurmuş sesimiz bilmeden Beklide bilmeden_bir şeyler söylemeliyiz her şey kocabir sessizliğe dönüşmeden bütün uzaklığımız su kadar, toprak kadar ellerimizi uzatsak avuçlayıvereceğiz b...irbirimizi dudaklarımızıuzatsak içeceğiz kana kana… en korkağımızda bilir en cesurumuz kadar her yaprak tutkundur dalından koparıldığı ormana! Hadi ellerin hala seninken Şimdi yemyeşil sarıl bana….
KIAZIMDAN GELDİ



diğerinin adı AŞK'tı
İki el tuttum bugüne kadar ;Birini ben bıraktım , diğeride beni .. Biri koparken ağladı ,diğeri kahk...alar attı .. Biri hep korudu beni ,diğeri korundu ellerimde .. Biri hayat denen kahpeye yem etmemeye çalıştı ;diğeri o kahpeninta kendisiydi .. Biri zorluklara göğüs gelmeyi öğretti,diğeri ise zorlukların ta kendisiydiBiri bir damla gözyaşıma ömrünü verirdi,diğeri aktıtığım gözyaşlarıyla ömrümü çürüttüBiri güldürdü , diğeri ağlattı ..Biri anlattı , diğeri aldattı ..Biri toparladı , biri dağıttı .. Çekti aldı çamurdan biri , diğeri hep çamura sapladı .. Birinin adı ANNE' ydi , diğerinin adı AŞK'tı........
Ekleyen::aşk cafeDevamını Gör
Paylaş
İki el tuttum bugüne kadar ;Birini ben bıraktım , diğeride beni .. Biri koparken ağladı ,diğeri kahk...alar attı .. Biri hep korudu beni ,diğeri korundu ellerimde .. Biri hayat denen kahpeye yem etmemeye çalıştı ;diğeri o kahpeninta kendisiydi .. Biri zorluklara göğüs gelmeyi öğretti,diğeri ise zorlukların ta kendisiydiBiri bir damla gözyaşıma ömrünü verirdi,diğeri aktıtığım gözyaşlarıyla ömrümü çürüttüBiri güldürdü , diğeri ağlattı ..Biri anlattı , diğeri aldattı ..Biri toparladı , biri dağıttı .. Çekti aldı çamurdan biri , diğeri hep çamura sapladı .. Birinin adı ANNE' ydi , diğerinin adı AŞK'tı........
Ekleyen::aşk cafeDevamını Gör
Paylaş
hacı bektaşi veli


HACI BEKTAŞ VELİ
- Her ne agrarian kendinde ara!- Dili, dini, rengi ne olursa olsun, iyiler iyidir.ben - Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayın.- İncinsen de incitme!- Eline, diline, beline sahip ol!- Kadınları okutun!ia- Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan!- Okunacak en büyük kitap insandır.- İnsanın değeri, yüreğinin ağırlığı kadardır.- Düşünce, eylem ve sevgi, Tanrı’nın tadıdır.- En büyük kerâmet çalışmaktır.- Okunacak en büyük kitap insandır. - İlim beşikte başlar, mezarda biter.- En yüce servet ilimdir.- İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.- Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu!- Benim Kâbem insandır.- Kendine ağır geleni başkasına yapma!- Asıl kör, nankördür.- Düşmanının bile insan olduğunu unutma!- Sürekli olarak mutlu olmak istiyorsan, herkesle dost ol, kimseye kin vehaset besleme!- Çalışmadan geçinenler bizden değildir.- Özünü bilirsen özürden kurtulursun.- İnsanın cemâli sözünün güzelliğidir. (İnsan iyi sözlüyse güzeldir, kötüsözlüyse çirkindir.)- Peygamberler ve Erenler, insanlığa Tanrı’nın hediyesidirler.- Doğruluk dost kapısıdır. (Onunla dostlar edinirsin)- Dikkat et, lokma seni yemesin, sen lokmayı ye!- Mârifet, nefsi silmek değil, bilmektir.- Allah ile gönül arasında perde yoktur.- Oturduğun yeri pâk et, kazandığın lokmayı hak et.- Madde karanlığı, akıl nûru ile; cehâlet karanlığı, ilim nûru ile; nefiskaranlığı marifet nûru ile;gönül karanlığı da aşk nûru ile aydınlanır.- Yolumuz ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.- Sen Seni bilirsen yüzün Hüdâ’dır; sen seni bilmezsen, Hak sendencüdâdır (ayrıdır).- Bizim semâhımız, tanrısal bir aşktır.- Bizi sevenlerin gönüllerinde biz oturur, dillerinde de bizkonuşuruz.
DOST ÇEŞMESİNDEN KATILANLAR



Hanifi Özdemir 14 Haziran, 06:22 Yanıtla
Gel dostum yüreğimin minderine otur. Uzaklardan gelmişsin, otur dinlen can dostum. Yoruldum yaşam koşusundan.. İhanetlerden vefasızlıklardan Ve Sevgisizliklerden... Anlatma bana bunları.. Çocukluğumu anlat bana. Bir damla sevinç düşsün yüreğime.. Hani bakkal Ahmet'in şekerlerini nasıl aşırırdık? Hani bisikleti olanlara nasıl bakardık imrenerek? Topaçlarımızın renkli dönüşünü anlat bana. Yorulmuşum yaşam koşusundan can dostum.. Anlatma nasıl para kazandığını, anlatma işyerini, anlatma kârını, zararını.. Büyükbabanı anlat bana. Hani koca bir yürek, hani safi sevgi olan büyükbabanı. Kocaman elleri vardı hani. Okşardı saçlarımızı sevgiyle.. Sevilmenin hazzını yaşardık. Anneni anlat bana. Çörekleri ünlü anneni. Yaşıyor mu hala? Yaşıyor mu o kocaman gülümsemesi ile? Gel dostum yanıma, özlemişim seni. Evlendin mi? Kaç çocuk var şimdi? Hemen geç bunları, bana ilk aşkımı anlat. O sarı saçlı kıza duyduğum o ilk heyecanı anlat bana.. ’Sarışınsın sarışın güzel’ diye söylerdi İbrahim Tatlıses. Ve ben ağlardım reddedilmenin acısıyla.. Ve sen gülerdin takma değmez bir kıza diyerek. Bana çocukluğumuzu anlat can dostum. Karne sevinçlerimizi anlat. Sevinçlerimizi, masum yalanlarımızı anlat. Cana can katan gülümsemelerimizi anlat.. Ne olur politika deme. Bir yana bırak memleket durumlarını.. Bana çocukluğumuzu anlat. Mahallemin çamurlu sokaklarındaki maçlarımızı anlat.. Gece karanlığındaki okul yolu sohbetlerini. Özledim seni be can dostum! Özledim çocukluğumuzu.. Bir tatlı anı şimdi yürekte o günler. Hep geriye gidiyormuşuz be can dostum! Bizim kazanç dediğimiz hep kaybetmekmiş! Yürek katılaşıyor be dostum.. Yarış zorlu, bilirsin sen de.. Ezilmemek için ezmek gerek diyorlar. Zor be can dostum bunu kabullenmek.. Mutlu musun evliliğinde? Ya çocuklar kaç yaşlarında şimdi? Yaşadığın şehir nasıl? Dostların nasıl? Anlat bunları bana çabucak. Sonra çocukluğumuzu anlat.. Düşlerimizi anlat bana. Kırmızı büyük bir araba düşlerdin sen, altı vitesli. Hani çok benzin harcayanından.. Bahçeli ev derdin sen. Alabildin mi dostum bunları? Ben aldım hepsini. Kazandım bunların parasını dostum. Mutlu musun diye sorma ama bana ne olur.. Korkuyorum bunu düşünmeye. Şimdi büyük arabam ve bahçeli evim var dostum. Ama özlüyorum çocukluğumu.. Sus söyleme niye özlediğimi! Korkuyorum duyacaklarımdan.. Bilirim sen tanırsın beni. Bilirsin sorularımın cevaplarını... Anlarsın beni. Anlayan dedim de biliyor musun en çok beni anlayacak birini özlüyorum.. Anlaşılmamanın kelepçesi ellerime yapıştı ama sen yine de çocukluğumuzu anlat... Hani suçu paylaşırdık, cezayı paylaştığımız gibi.. Cebimizdeki iki buçuk lirayı paylaşırdık, tek simidi paylaştığımız gibi.. Paylaşmak dedim de bu yüzden mi özlüyorum can dostum çocukluğumuzu? Hani saf beklentisiz yaşardık her şeyi. Hani düşünmezdik güvensizliği.. Hani yürek saf, yürek sadece sevendi.. Bu yüzden mi özlüyorum dostum çocukluğumuzu? Sus ama sen yine de.. Korkuyorum duyacaklarımdan.. Hissediyorum can dostum. Çocukluğumuzun her yiten parçasında bizde ölüyoruz bir parça. Babamı hatırlar mısın? Severdin sen babamı. Annem ise öldü be canım dostum... Bir yıldız gibi kaydı! Yüreğimin bir ışıltısı kayboldu onun gidişi ile.. Onu da çok özlüyorum be dostum. Ne kadar büyük sevgi vermiş bize, ne kadar sevmiş bizi. Şimdi anlıyorum bu sevgisizlik cenderesinde.. Bazen rüyalarıma giriyor biliyor musun? Gülümsüyor bana... Çocukluğumu anlatıyor bana... Biliyor musun ben hala yüzmeyi öğrenemedim. Hala korkarım denizin derinliğinden. Kumdan kalelerimiz yıkıldı be dostum... Ve ben hala öğrenemedim yüzmeyi can dostum. Belki öğrenmek istemiyorum, çocukluğumdan bir anı daha yitip gitmesin diye.. Hala yaşatıyorum o denizin derinlik korkusunu.. Süleyman Amcayı hatırlar mısın? Hani gülerdik ona, "cimri cimri" diye kızdırırdık. Ölmüş Süleyman Amca da.. Çocukluğumuzun bir çınarı daha devrildi be dostum. Geçenlerde mahalleye gittim. Hani bir top sahası vardı. Kavga ederdik her maçtan sonra.. Şimdi birçok işyerleri olmuş oraya... Hani bir ağaç vardı altında otururduk. İşte o da yok artık! Kayboluyor çocukluğumuz dostum... Kaybediyoruz kendimizden de çocukluğumuzun her yiten parçasında.. Bir bilse ruhumdaki açlığı... Sen bilirsin, sen anlarsın beni can dostum. Anlat bana ruhumdaki bu açlığı. Hatırlar mısın can dostum? Güzel apartmanların zengin çocuklarına nasıl imrenirdik.. Sevmezdik kolej çocuklarını. Şimdi benim kızlar büyüdü genç kız oldu can dostum. Apartmanda yaşayan çocuklar! Seneye küçük kızım üniversiteye gidecek. Bak gerçekleşti düşlerimiz... Büyük bir araba ve büyük bir ev.. Hani sen derdin ki benim güzel bir sekreterim olacak. Bak oldu işte can dostum. Kazandık mı dostum? Yoksa yenildik mi zamana? Söyle bana dostum sen tanırsın beni... Sustun be can dostum! Zor değil mi sorunun cevabı? Hüzünlendin be dostum.. Ben de öyle oluyorum. Bu sorular hüzünlendiriyor beni.. Çocukluğuma olan özlem hüzünlendiriyor beni de... Hatırlar mısın muhtar amcayı? Hani ölmüştü, hani anlayamamıştık onun ölümünü.. Sormuştuk hemen babama "Ölenler gelir mi?" diye.. Gülümsemişti babam hatırlar mısın? "Gelmez" demişti yitenler... Gelmiyor be dostum! Giden günler geri gelmiyor! Hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.. Çocukluğumuz ölüyor be dostum.. Ve biz yitiyoruz çocukluğumuzla. Gel can dostum, gel yanıma. Gel çocukluğumuzu analım. Analım ki hayalini kazıyalım yüreklere... Beraberimizde alıp götüreceğimiz bir şey olsun sevgi adına. Bitmedi anlatacaklarım dostum. Özlemişim seni... Biriktirmişim içimde her şeyi. Beni anlayacak seni beklemişim bunca yıldır. Eski aşkları özledim be can dostum... Sarı saçlımı... Belki de sarı saçlıma olan aşkımı özledim. Gülüyorsun biliyorum... Ne çok ağladığımı hatırladın sen. Oysa ben sarı saçlımı değil Sarı saçlıma olan saf aşkımı özledim. Severdik katkısız, Severdik karşılıksız... Ben sevmelerimi özledim... Sevilmeleri özledim be can dostum. Hatırlarsın sen. Reddedilmenin hüznünü yaşardım Ve sen can dostum Çok çirkin bu kız derdin... Ne buluyorsun bu kızda der beni avuturdun. Ben de inadına severdim, İnadına tutkumu büyütürdüm... Aşk ölmüş be dostum, Aşkı unutmuşuz... Çocukluğumuzla birlikte eski sevdaları da yitirmişiz... Severdik eskiden. Sevmeyi öğrenmek için severdik... Sevdamızın içinde sadece yüreğimiz vardı. Sen aşık olabiliyor musun can dostum? İşini katmadan, Parayı katmadan, Sosyal ilişkilerini katmadan, Acabaları düşünmeden, Şüphe duymadan, Senden şüphe duyulmadan, Saf, çıkarsız sevebiliyor musun? Özledin değil mi dostum? Görüyorum hüzünlendin, Cevap veremiyorsun... Senin de mavi gözlün geldi aklına... Anlıyorsun sen beni can dostum.. Sevmek için sevmeyi unuttun değil mi? Kimsenin senden beklentisi olmadığı o aşkı, Kimseden çıkar beklemediğin, O saf sevdayı özledin sen de benim gibi... Gelir mi dostum o günler? Ben biliyorum cevabını dostum.. Duymak istemiyorsun biliyorum... Korkuyorsun duymaktan benim gibi... Umudun kalsın istiyorsun en azından. Kaldır başını dostum... Suçlu biziz bunda... Biz öldürdük saf aşkı... Biz öldürülmesine izin verdik çünkü... Çocuklarına mı veriyorsun sen de saf sevgini? Sen de mi aşkını çocuklarına veriyorsun benim gibi? Biliyorum dostum biliyorum... Sen de benim gibisin.. Sen de hepimiz gibisin... Kaybettik aşkımızı yitirdiğimiz çocukluğumuzda...
Gel dostum yüreğimin minderine otur. Uzaklardan gelmişsin, otur dinlen can dostum. Yoruldum yaşam koşusundan.. İhanetlerden vefasızlıklardan Ve Sevgisizliklerden... Anlatma bana bunları.. Çocukluğumu anlat bana. Bir damla sevinç düşsün yüreğime.. Hani bakkal Ahmet'in şekerlerini nasıl aşırırdık? Hani bisikleti olanlara nasıl bakardık imrenerek? Topaçlarımızın renkli dönüşünü anlat bana. Yorulmuşum yaşam koşusundan can dostum.. Anlatma nasıl para kazandığını, anlatma işyerini, anlatma kârını, zararını.. Büyükbabanı anlat bana. Hani koca bir yürek, hani safi sevgi olan büyükbabanı. Kocaman elleri vardı hani. Okşardı saçlarımızı sevgiyle.. Sevilmenin hazzını yaşardık. Anneni anlat bana. Çörekleri ünlü anneni. Yaşıyor mu hala? Yaşıyor mu o kocaman gülümsemesi ile? Gel dostum yanıma, özlemişim seni. Evlendin mi? Kaç çocuk var şimdi? Hemen geç bunları, bana ilk aşkımı anlat. O sarı saçlı kıza duyduğum o ilk heyecanı anlat bana.. ’Sarışınsın sarışın güzel’ diye söylerdi İbrahim Tatlıses. Ve ben ağlardım reddedilmenin acısıyla.. Ve sen gülerdin takma değmez bir kıza diyerek. Bana çocukluğumuzu anlat can dostum. Karne sevinçlerimizi anlat. Sevinçlerimizi, masum yalanlarımızı anlat. Cana can katan gülümsemelerimizi anlat.. Ne olur politika deme. Bir yana bırak memleket durumlarını.. Bana çocukluğumuzu anlat. Mahallemin çamurlu sokaklarındaki maçlarımızı anlat.. Gece karanlığındaki okul yolu sohbetlerini. Özledim seni be can dostum! Özledim çocukluğumuzu.. Bir tatlı anı şimdi yürekte o günler. Hep geriye gidiyormuşuz be can dostum! Bizim kazanç dediğimiz hep kaybetmekmiş! Yürek katılaşıyor be dostum.. Yarış zorlu, bilirsin sen de.. Ezilmemek için ezmek gerek diyorlar. Zor be can dostum bunu kabullenmek.. Mutlu musun evliliğinde? Ya çocuklar kaç yaşlarında şimdi? Yaşadığın şehir nasıl? Dostların nasıl? Anlat bunları bana çabucak. Sonra çocukluğumuzu anlat.. Düşlerimizi anlat bana. Kırmızı büyük bir araba düşlerdin sen, altı vitesli. Hani çok benzin harcayanından.. Bahçeli ev derdin sen. Alabildin mi dostum bunları? Ben aldım hepsini. Kazandım bunların parasını dostum. Mutlu musun diye sorma ama bana ne olur.. Korkuyorum bunu düşünmeye. Şimdi büyük arabam ve bahçeli evim var dostum. Ama özlüyorum çocukluğumu.. Sus söyleme niye özlediğimi! Korkuyorum duyacaklarımdan.. Bilirim sen tanırsın beni. Bilirsin sorularımın cevaplarını... Anlarsın beni. Anlayan dedim de biliyor musun en çok beni anlayacak birini özlüyorum.. Anlaşılmamanın kelepçesi ellerime yapıştı ama sen yine de çocukluğumuzu anlat... Hani suçu paylaşırdık, cezayı paylaştığımız gibi.. Cebimizdeki iki buçuk lirayı paylaşırdık, tek simidi paylaştığımız gibi.. Paylaşmak dedim de bu yüzden mi özlüyorum can dostum çocukluğumuzu? Hani saf beklentisiz yaşardık her şeyi. Hani düşünmezdik güvensizliği.. Hani yürek saf, yürek sadece sevendi.. Bu yüzden mi özlüyorum dostum çocukluğumuzu? Sus ama sen yine de.. Korkuyorum duyacaklarımdan.. Hissediyorum can dostum. Çocukluğumuzun her yiten parçasında bizde ölüyoruz bir parça. Babamı hatırlar mısın? Severdin sen babamı. Annem ise öldü be canım dostum... Bir yıldız gibi kaydı! Yüreğimin bir ışıltısı kayboldu onun gidişi ile.. Onu da çok özlüyorum be dostum. Ne kadar büyük sevgi vermiş bize, ne kadar sevmiş bizi. Şimdi anlıyorum bu sevgisizlik cenderesinde.. Bazen rüyalarıma giriyor biliyor musun? Gülümsüyor bana... Çocukluğumu anlatıyor bana... Biliyor musun ben hala yüzmeyi öğrenemedim. Hala korkarım denizin derinliğinden. Kumdan kalelerimiz yıkıldı be dostum... Ve ben hala öğrenemedim yüzmeyi can dostum. Belki öğrenmek istemiyorum, çocukluğumdan bir anı daha yitip gitmesin diye.. Hala yaşatıyorum o denizin derinlik korkusunu.. Süleyman Amcayı hatırlar mısın? Hani gülerdik ona, "cimri cimri" diye kızdırırdık. Ölmüş Süleyman Amca da.. Çocukluğumuzun bir çınarı daha devrildi be dostum. Geçenlerde mahalleye gittim. Hani bir top sahası vardı. Kavga ederdik her maçtan sonra.. Şimdi birçok işyerleri olmuş oraya... Hani bir ağaç vardı altında otururduk. İşte o da yok artık! Kayboluyor çocukluğumuz dostum... Kaybediyoruz kendimizden de çocukluğumuzun her yiten parçasında.. Bir bilse ruhumdaki açlığı... Sen bilirsin, sen anlarsın beni can dostum. Anlat bana ruhumdaki bu açlığı. Hatırlar mısın can dostum? Güzel apartmanların zengin çocuklarına nasıl imrenirdik.. Sevmezdik kolej çocuklarını. Şimdi benim kızlar büyüdü genç kız oldu can dostum. Apartmanda yaşayan çocuklar! Seneye küçük kızım üniversiteye gidecek. Bak gerçekleşti düşlerimiz... Büyük bir araba ve büyük bir ev.. Hani sen derdin ki benim güzel bir sekreterim olacak. Bak oldu işte can dostum. Kazandık mı dostum? Yoksa yenildik mi zamana? Söyle bana dostum sen tanırsın beni... Sustun be can dostum! Zor değil mi sorunun cevabı? Hüzünlendin be dostum.. Ben de öyle oluyorum. Bu sorular hüzünlendiriyor beni.. Çocukluğuma olan özlem hüzünlendiriyor beni de... Hatırlar mısın muhtar amcayı? Hani ölmüştü, hani anlayamamıştık onun ölümünü.. Sormuştuk hemen babama "Ölenler gelir mi?" diye.. Gülümsemişti babam hatırlar mısın? "Gelmez" demişti yitenler... Gelmiyor be dostum! Giden günler geri gelmiyor! Hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.. Çocukluğumuz ölüyor be dostum.. Ve biz yitiyoruz çocukluğumuzla. Gel can dostum, gel yanıma. Gel çocukluğumuzu analım. Analım ki hayalini kazıyalım yüreklere... Beraberimizde alıp götüreceğimiz bir şey olsun sevgi adına. Bitmedi anlatacaklarım dostum. Özlemişim seni... Biriktirmişim içimde her şeyi. Beni anlayacak seni beklemişim bunca yıldır. Eski aşkları özledim be can dostum... Sarı saçlımı... Belki de sarı saçlıma olan aşkımı özledim. Gülüyorsun biliyorum... Ne çok ağladığımı hatırladın sen. Oysa ben sarı saçlımı değil Sarı saçlıma olan saf aşkımı özledim. Severdik katkısız, Severdik karşılıksız... Ben sevmelerimi özledim... Sevilmeleri özledim be can dostum. Hatırlarsın sen. Reddedilmenin hüznünü yaşardım Ve sen can dostum Çok çirkin bu kız derdin... Ne buluyorsun bu kızda der beni avuturdun. Ben de inadına severdim, İnadına tutkumu büyütürdüm... Aşk ölmüş be dostum, Aşkı unutmuşuz... Çocukluğumuzla birlikte eski sevdaları da yitirmişiz... Severdik eskiden. Sevmeyi öğrenmek için severdik... Sevdamızın içinde sadece yüreğimiz vardı. Sen aşık olabiliyor musun can dostum? İşini katmadan, Parayı katmadan, Sosyal ilişkilerini katmadan, Acabaları düşünmeden, Şüphe duymadan, Senden şüphe duyulmadan, Saf, çıkarsız sevebiliyor musun? Özledin değil mi dostum? Görüyorum hüzünlendin, Cevap veremiyorsun... Senin de mavi gözlün geldi aklına... Anlıyorsun sen beni can dostum.. Sevmek için sevmeyi unuttun değil mi? Kimsenin senden beklentisi olmadığı o aşkı, Kimseden çıkar beklemediğin, O saf sevdayı özledin sen de benim gibi... Gelir mi dostum o günler? Ben biliyorum cevabını dostum.. Duymak istemiyorsun biliyorum... Korkuyorsun duymaktan benim gibi... Umudun kalsın istiyorsun en azından. Kaldır başını dostum... Suçlu biziz bunda... Biz öldürdük saf aşkı... Biz öldürülmesine izin verdik çünkü... Çocuklarına mı veriyorsun sen de saf sevgini? Sen de mi aşkını çocuklarına veriyorsun benim gibi? Biliyorum dostum biliyorum... Sen de benim gibisin.. Sen de hepimiz gibisin... Kaybettik aşkımızı yitirdiğimiz çocukluğumuzda...
SADECE KENDİN OL


Aşkım Kendin Ol sadece senBir beyaz kagıt gibi ol, yada gôkyùzùnde, semada, arşında ùstùnde beyazbir melek gibi ol Hiç işlenmemiş bir gùnah gibi ol dogmamış bir insan gibi dog bu acımasız dùnyaya Dogki sen dùnya için deyil dùnya senin için dônsùn Sôylenmemiş bir yalan gibi ol duşmesin dilinden dôkùlmesin kalbine tekbir hece Ya ateş kadar kırmızı ol yansın seninle kalbindeki gôk kuşagı veya bir su ol bırak bulsun kendi yatagını Öyle bir tôvbe olki mabet diye kapansın melekler,acılsın arştan gônùl kapısı Ve ôyle bir sevgi olki sevmek için sevilmeye muhtaç olma bir taş olki parmaklıklar kur içine mùebbet ceza versevgiline Öyle bir gôz yaşı olki herdamlası can olup cananı bulsun ona pınar olup onunla bogulsun Öyle biri olki aşkım kendin olsun sadece senvictor hugo
İKİ BAŞ


Yan yana iki yastıkta iki baş,Birbirine dönük yüz olmak seninle.Ve gözlerinSırlı, efsunlu aynalar gibi…O aynada seyretmek gün bitimi son sureti,Bilemezsin ne büyük lütuf şimdi…Açılır hayatın son perdeleri,Dökülür iki dudak arası ölümsüz anlar,Dökülür dilinden aşkın atlası,Silinir ömrümün yalnızlık pası,Susma, konuş, ateş de,Ruh tutuşsun, ten tutuşsun, ben tutuşsunHadi sesime sesinle mühür vur şimdi…Ten geçer, hayat geçer,Avuç içlerinden,Her daim ekmek kokar, emek kokar,Ne güzel.Bir onlar çıkarır beni,Uçurum dibi yalnızlık düşlerimden.Hadi parmak uçlarınla parmak uçlarımı öp şimdi.Zamana inat katmerlendirmek aşkı,Acıya inat sığınmak kollarına,Sen varsan başımda her daim imbat rüzgarı,Irıplı bir çalkantı titrek gölge akşamı,Yeter ki ardında yüzüne doğsun hayat,Sen varsan umuda açılır her kapı.Hadi göğsünü başıma bir liman,Hadi tenini tenime yorgan yap şimdi…
DOSTLAR ÇEŞMESİNDEN


SEN AŞIK,
Ben sana AŞIK,,
Oturup bir kenara sevsem olmuyor..
Gidecek bir yer var,gitmesem olmuyor,
Gidipte geriye dönesim gelmiyor.
Herşey bomboş,
Gerçek olan sensin...
Seni gönlümde sevesim geliyor.
İçimde soluyorsun,
Göz yaşlarım yetmiyor
Yetmiyor haykırışlar,
Bu can sana yetmiyor.
Bilirim her acı zamansız gelir,
Gelirde içimi benden alası gelir,
Sevmekle yetinmek inanki zor gelir,
Korkarım söylemeye ,
Sesimden yas gelir....
DOSTLAR ÇEŞMESİNDEN AKANLAR


şimdi mevsim sonbaharkopan yapraklar mıdır rüzgarın değdiğiyoksa tükenen takvim sayfalarıyla yaşamım mıaynı makamda çalan bu kaçıncı hüzün şarkısıdırgidişinle dinlediğimve bu kaçıncı yalnızlığımdırher sevdada yeniden başlayanşimdi mevsim sonbaharhava yağmur kokarkenhiç doğmayacak bir sevdaya gebe yüreğimve sana dokunamayan ellerimleyalnızlığımın sindiğihüzün sokaklarının her köşesine adını yazarbir gölge gibi dolanırken peşimde yalnızlıkyolların ıslaklığında ayak izlerini ararımahhbu ne hüzzam sevdadırbu ne yalnızlıkşimdi mevsim sonbaharşimdi hüzün ve yalnızlık kol kola gezerkenparolasızişaretsizkaranlığını alıp yanınayalnızlığıma nöbet çıkarır geceyollar uzakyollar ayrılıklarda kesişirkenen kuytu köşelerdegözlerimin kıyısından düşen göz yaşlarımısevda bulutlarıylaeylül yağmurlarına ekledimsaklanma saçaklar altınaben gelemiyorumbırak benim yerime saçlarına dokunsunlar
Atila Işık
Kaydol:
Yorumlar (Atom)