30 Ocak 2015 Cuma

ŞİMDİ SİZLERE BİR SORU :) YARINA KADAR CEVAPLARINIZI BEKLİYORUM YARIN BEN CEVABI YAZACAĞIM CANLAR,

BÜYÜK  BİR  ÇÖLDE    ÇIPLAK  BİR  ADAM   ELİNDE  BİR  YARIM  KİBRİT  ÇÖPÜYLE   ÖLÜ  BULUNMUŞ,
VE  DEDEKTİFLER   TOPLANMIŞ  VE  BÜYÜK  ÇÖLÜN  ORTASINDA   TEK  BİR  ÇIPLAK  ADAM  ÖLÜM  NEDENİ  ÜZERİNE  DEDEKTİFLER    YORUM  YAPMIŞLAR  HER  BİRİ  BİR  ŞEY  SÖYLEMİŞ,    AMA  HİÇ  BİRİSİ  BİLEMEMİŞ   EN  SON  KATILAN    BİRİSİ   BULMUŞ  ÖLÜM  NEDENİNİ,  VE  DEMİŞKİ:
__   BU  KİŞİNİN  ............

EVET  CEVAPLARINIZI   YAZARSANIZ   İYİBİR   PAYLAŞIM  OLACAKTIR    MUTLU  AKŞAMLAR  HEPİNİZE   :)
*************

ÖYKÜ


Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık, o sıcak yaz günü Balıkesir'in
Savaştepe ilçesinde. Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet
sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza bulamamışlardı. Dağda su
kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe'ye
kadar gidebilmiştik.

Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı. Günlerden
pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya baktıracak
birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde
söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık;Hüseyin amcayla.

Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini
söyledi.

Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere
dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi. "motorun soğutma
sisteminde sorun görmediğinden" söz etti. Bir süre daha bakındı.
Sonra"buldum galiba" diye haykırdı.
"Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor
demektir. Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur. O
takdirde döşemelerin ıslak olmalı" dedi. Gerçekten de onca uzmanın
çalıştığı servisin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü.
Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen soğutma suyu yüzünden
araba hararet yapıyordu. Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici
bile olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca.
Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını
gösterdi;
- Doktor musun?
- Evet.
- Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan
ödeşiriz. Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem de
çayımızı içer soluklanırsınız.
Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik. Tek katlı bahçeli şirin bir evdi.

Hanımının şikayetlerini dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa ve
menopoza bağlı yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım.
Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin istedi.

Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları karıştırıyordu. Bir
şey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin bir odasının
duvarlarının kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım daha da
artmıştı.
Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin amcanın gerçekte emekli
ilkokul öğretmeni olduğunu 39 yıl devlet hizmetinde Ege'nin köyleri nde
çalışıp emekli olduktan sonra Savaştepe'ye yerleştiğini anlattı.
Çocuklarının okuyup büyük şehre gittiğini burada hanımıyla baş başa
yaşadığından dem vurdu.
- Neden buraya yerleştin?
- Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler bilmezsiniz,
unutuldu gitti. Ben Savaştepe köy enstitüsünün ilk mezunlarındanı m. Hasan
Ali Yücel maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı. Burada
öğrendim ben hayatı, bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk
verdiğini.
Ayrılamadım buralardan.

- Peki bu tamircilik işi nereden çıktı?
- Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne demek
olduğunu? O zamanın okulları sanırsınız. Halbuki orada bu toprağın
çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat
yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi hatta az
buçuk hekimlik yapmayı bile öğret tiler. Hayatı öğrendik ve öğretmen olup
hayatı öğrettik çocuklara.

- Yani elinizden çok iş geliyor.
- Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı,aklını
kullanmayı öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya...

Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan
kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı. Emekli olduktan sonra
zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan
söz etti.

- Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş, yağını
çıkarmışsız. Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile
ısınmışız.
Giderek ona benzemişiz.

- Nasıl yani?
- İnsan da doğanın meyvesi değil mi?
Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup;
- Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan.
Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba olup
gidiyor. Bir kısmını sofralık ayırıyor selede tuza yatırıp acı suyunu
atmasını buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura yapıp
olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz. İnsanlara da
böyle yapmıyor muyuz? Okullarda okutup okutup hayata hazırladığımızı
sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz insanları.

"Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi" diye
soracak oldum. Hanımına baktı gülüştüler.

- Hurma zeytini bilir misin?
- Bilmem. Hiç duymadım.
- Egenin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl kasım ayı
sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile zeytin ağaçlarına bir mantar
bulaşır. Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında alır.
Dalında olgunlaşır zeytinler. Toplandığınd a yemeğe hazırdır
anlayacağın.

- Eeee.
- Köy enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan zeytinler gibi
insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer
insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda
olgunlaştırıyorlardı, insanı. Hayata hazırlıyorlardı .

Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları doldurmasını rica etti.
"işte bu yüzden, öğrendiklerimin zekatını vermek, zeytinin terini
hatırlatmak için buradayım, doktorcum, unutulsun istemiyorum" dedi.
Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık.
Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.

Dr. Mehmet Uhri
>
> Not: Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve köy enstitülerine emek
> verenlerin anısına ithaf olunmuştur.

OKUDUYSANve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN?

https://www.facebook.com/kadinlardunyaasii/photos/a.213955228770974.1073741828.213952658771231/257991851033978/?type=1
http://ye-mek.net/App_UI/Img/2014/02/garniturlu-hasanpasa-kofte-resimli-yemek-tarifi(16).jpg?w=270&h=202

http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-portakalli-kereviz/

http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-barbunya/http://ye-mek.net/
tarif/zeytinyagli-ic-baklali-enginar/
http://ye-mek.net/tarif/barbunyali-taze-fasulye-girit-mutfagi/
http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-portakalli-kereviz/
http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-kereviz-dolmasi/
http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-ic-bakla/
http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-enginar-dolmasi/
http://ye-mek.net/tarif/kiymali-volovan
http://ye-mek.net/tarif/mantarli-enginar-dolmasi/
http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-pirasa
http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-taze-bakla
http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-taze-bamya-yemegi
http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-brokoli
 http://ye-mek.net/tarif/zeytinyagli-mandalinali-kereviz-yemegi

lezzetlerden

Malzemeler :

  • 6 adet küçük boy patlıcan
  • 1 adet büyük boy soğan
  • 3 adet küçük boy domates
  • 2-3 adet yeşil biber
  • 7-8  diş sarımsak
  • 2-3 tutam maydanoz
  • 2 kesme şeker
  • 1/2 çay bardağı zeytinyağı
  • Tuz

Hazırlanışı :

İmambayıldı

Patlıcanların kabuklarını alacalı ya da tamamen soyup, acı suyu çıkması için tuzlu suda 10-15 dakika kadar bekletin. Daha sonra durulayıp, kurulayın. Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizip, üzerlerine fırça yardımı ile bolca zeytinyağı sürün. Önceden 200 derecede ısıtılmış fırına verip, yumuşayana kadar pişirin.
Diğer yandan zeytinyağı koyulmuş tavaya 1 adet soğanı söğüş olarak doğrayıp, pembeleşene kadar kavurun. Daha sonra biberleri ve sarımsakları halka halka kesip, soğanlara ilave edin. Ardından küp küp doğranmış domatesleri de ekleyip, tuzu, şekeri ve az miktar su koyup, pişirin. Pişmeye yakın ince ince doğranmış maydanozları ekleyip, bir kere karıştırarak ocaktan alın.
Pişen patlıcanları fırından çıkartıp, soğumaya bırakın. Patlıcanlar soğuduktan sonra bir borcama yerleştirin. Ortalarını bir bıçak yardımı ile kesip, yavaşca açın. Hazırladığınız harç ile patlıcanların içlerini doldurun. En son harcın suyunu da üzerlerine gezdirdikten sonra önceden ısıtılmış 170 derecelik fırına verip, pişirin.
İmambayıldı yemeğiniz piştikten sonra fırından alıp, biraz ılıdıktan sonra servis edebilirsiniz.

"İmambayıldı" isminin nerden geldiğine dair türlü rivayetler vardır. Birinci rivayete göre, eski dönemde bir imam, karısı tarafından yapılan bu yemeği ilk kez yediğinden veya yemeğe katılan malzemenin maliyetinden dolayı bayılmıştır.
İkinci rivayete göre, gene eski bir zamanda bir imam zengin bir zeytinyağı tüccarının kızı ile evlenmiştir. Eşinin çeyizinde bol miktarda kaliteli zeytinyağı bulunmaktadır. Kadın ilk günlerde kocasına bu zeytinyağı hazırlanmış, içine domates ve soğan eklenmiş patlıcan yemeği hazırlar. 13. günde yemek masasında patlıcan bulunmamaktadır. Buna şaşıran imam artık zeytinyağının kalmadığını öğrenince üzüntüsünden bayılır.